hemşire forması ve eski tarih corafyası konu

hemşire forması ve eski tarih corafyası konu

Write By: admin Published In: Hemşire Forması Created Date: 2016-08-08 Hits: 393 Comment: 0

hemşire forması ve eski tarih corafyası konu

hemşire forması, Hemşire forması, doktor önlüğü , Sabo terlik, Dr greys, Forma, tesettürlü hemşire forması, uzun kollu hemşire forması, uzun kollu hemşire kıyafeti

hemşire forması ve eski tarih corafyası konu

hemşire forması ve eski tarih corafyası konuYunanlılar. Lidyaiıiar dan рам 
na getiren şair, nazmın dış mış kurallarına da fazla önem vefr>\|j *' rinde vezin ve kafiye ihmallerine bu lanabilir. Eserlerinde hece vezni ila I aruz veznini de kullanmıştır.    ^
Çağının zevkine ve geleneğine uyarak,,^ | erinin önemli bir kısmını (İlâhî) ve 'eklinde yazmış olan Yunus Emre'nin I f» toplıyan kitap, eski kaynaklarda tYj. mre Divanı» adı ile geçmektedir I yunus Emre Divanı» ile divan şairiennıni len €divan»ları arasında tertip, döıer,|
I, konu, dil ve daha başka hususlardıЫ' farklar vardır. Buna rağmen, Yunusun^ ini ihtiva eden kitaba «Divan» drıre ^ап Edebiyatı mensuplarının bile —te 
%\nçhö^r Ta^vvüf »пап(; vc anlayt^ım kend |{r*cien O» cc d^, kc' dısınden sonra ela, dil ır#n pek ^ok ki>i vardır. Ancak bunlardö hiçbiri bu iv onun kadar özden, onun kadc katıksız yapamamıV«r. Yunus Emre'nin baş; rı sebeplerinin başlıcalarmdan biri de tasa^ vuf felsefesini ulusal unsurlarla birleştir! kaynaştırması olmuştur. Tasavvuf inancır göre; vahder-i vücut (her şeyin bir ve Tanr dan ibaret oluşu) görüşünün nitelikleri, v< olmak ve yok olmak kavramının açıklanrr yolu, «Tanrı, insan, ölüm» problemleri, hc kın koynundan doğmuş bu halk şairinde e polay, en inandırıcı, sarıcı ve avutucu çöz Vıünü bulmaktadır. Yunus Emre'nin, çağla )fr eskimiyen ve çağlarca da eskimiyect Цп bir «filozof'Şair» hüviyetini kazanmai to sebebi de budur. Genel yapısı 
nlmış yönünü birbirinden ayırmak çok çet gözükmektedir.
Vu' Hi Emre, kuvvetli tahminlere gpre, S İlarya doiaylannda doğmuş bir Türkmen kc lusudu»'. XIII yüzyılın ortalarında dünya gelmişti»' Bazı kaynaklarda okuma-yazma le bilmediği yolunda söylentiler bulunmak dır. Bu söylenti, bugün, çürütülmüş duru dadır. Yunus Emre'nin sadece okuma-yazr bilmekle kalmadığı; aksine, zamanı ölçüsün çok kuvvetli bir medrese öğrenimi yaptı klâsik ölçüdeki din bilgilerinden başka es< İl bir tasavvuf kültürü de edindiği, artık t« tışılması tamamlanmış bir konudur. Biz: kendi şiirlerinin birçoğunda kendisini, misk zavallı, cahil göstermesi; dervişliğinin ve d vişlik tevazuunurT bir sonucu olarak kalj edilmektedir. Duruma göre, Yunus Emre, m mal öğrenimini çevresinde yapıp tamamlad Vtan sonra, o çağın geleneklerine uyarak, ge rbu çevredeki tanınmış bir şeyh olan cTapt lEmre^ye kapılanmıştır. Sırtında odun taşı emrinde ırgatlık ederek uzun yıllar fi aldığı Taptuk Emre'nin, Yunus üzerir büyük etkı4i olmuştur. Hattâ Yunus 
Kursd! kıtci})i.it'na ddı geçen, hayatı efiar jerfa‘kariş,.k peygamberlerden biridir.
Yunus Poygamber, Asurlular zamanın^ bu ulusa ve bu ülkeye gönderilmiş bir p gamberdir. Ancak soyca Asurlu değildir; ranilere, Israiloğulları'na bağlıdır. Kene nin; Israiloğuliarı'nm 70 yıl süren esii devresinde Babil'e götürülmüş İsrailoğulla dan bir aileden Mezopotamya'da doğduğu min edilmektedir.
Söylentiye göre Hz. Yunus, Tanrı tar dan, Asurlular devletinin başşehri olan 1 va halkını uyarmaya gönderilmiştir. N1 iller son derece refahlı, mesut bir ömür yorlardı.hemşire forması Ancak bolluk ve rahatlık onlali 'âkını bozmuştu. Hz. Yunus, onları doği ve tek Tanrı inancına çağırdı. Lâkin halkı kendisini umursamadı. Ahlâksızl f)uta tapmakta devam etti. Peygamber, tanrısal bir ceza ile korkuttu: «Bu tfcnmezıeniz, gazaba uğrıyacaksımz; \
'..ndri r,<r Ь<л^гбк ve b*r yönetim eltinde ye- ^lyan hutur in&enler, yurtlarına ve b<rb'rlf».
nne knr^ı belli bıridkım n^suliyetler, bekler ve görevlerle beklidir. BeMi ve sınırlı bir toprak bütününde yurdft ve b'rbırierine kenoniar- la, geleneklerle bağlanan •nsenlann; toplum içindeki yaşayış dürenlenne yurttaşlık denir.
Bir yurt, ancak yurttaşlarının çalışkanlığı, yurt sevgisi ile gelişir, yükselir.
Yurttaşlığın ilk ve en büyük şartı yurda bağlılık ve yurt sevgisidir. Her yurttaş, önce yurdunu, sonra diğer yurttaşlarını sevecek ve sayacaktır. Bu, yurttaşlığın, kişilere zorunlu kıldığı bir haldir. Bunun sonucu olarak, bazı görevler meydana çıkar. Bunların başb- caları; yurt savunmasına katılmamız, vergi vermemiz, kanunlara ve nizamlara uymâmız- dır. Buna karşılık; ırz, Can, mal konulan baş- ta olmak üzere, her alanda korunmak, özgürlük içinde çelişip, kazanıp yaşamak; seçmek ve seçilmek gibi haklarımız bulunmaktadır. Kişi özgürlüğünün en önemli özelliği; bu öı^ gürlüğü başkalarmmki ile düzenli bir şekildi bağdaştırabilmektir.
konuları toplum dertlerinden, sosyal Ьауа^ olaylarından derlemek,,. Ömrü boyunca bb yolda yürıycn, bütün e»«rienni bu çerçeve i<,mde vücuda getiren M Emin Yurdakul'un »anatçı olarak, kı^iti^ zayıftır Şiirleri, heye* catttı? ve derinlfkaizdır Mehmet Emin Yurdakul, Türk yiırmcle \anetçı olmaktan fazla, önder, yol gösterici ve idealist bir çehre O'a- rak değerlidir.
Bibliyograf ya. -- Yazann başlıca t'tr- icrı.
Ankara 111)39). Dante’ye (1920); Dtcle önünde (1910) ; Fazilet ve Asalet (1890»; î.s>an ve Dua (1918): Muştala Kemal (1 kısım: Zater, 1928); Ordunun Drsta- nı (1915), Tan Seslen <1915. I95i»), Tu- ran'a Dojtıu (1918ı. Türk Sazı. Yaralar ve Sanrılar tiou). Türk Yurduna: İ^y Türk Uyan! (1911, 1961), Türkçe Sjurler (1898); TürkTin Hukuku (1919). Zaîcr Yolunda П915Че iki baskısı var),  Sivas, Erzurunn valiliklerinde bulundu 1914 yılı başiarında OsmanlI Meclis-i Mebusanı'nda Musul Mebusu oldu. Cumhuriyet'in ilk yıllarından bavlıyarak, çeşitli illerin milletvekilliğini yaptı. 1944 yılının ilk günlerinde İstanbul'da, Beşiktaş' ta öldü.
Mehmet Emin Yurdakul, Türk edebiyatında kendine has bir çığır açan, bu yolda başarıya ulaşan bir şairdir. Bu çığırın niteliği şudur: Halk için ve halk diH ile yazmak; тТШ- yefçi bir ideale yönelmek; duru bir Türkçe e birlikte yalnız hece veznini kullanmak; konulan toplum dertlerinden, sosyal hayal olaylarından derlemek... Ömrü boyunca bu yolda yüriyen, bütürı eserlerini bu çerçeve içinde vücuda getiren M. Emin Yurdakul'un sanatçı olarak, kişiliği zayıftır. Şiirleri, heye- :ansız ve derinliksizdir. Mehmet Emin Yur- -lakul, Türk şiirinde sanatçı olmaktan fazla< :^nder, yol gösterici ve 
Gemi kaptanı: «Mutlaka gemide bir vardır; kor'a çekelim, suçlu kim ise. ona ' racaktır; onu denize atarsak gemi yürür» di. Çekilen kur'a Hz. Yunus'a çıktı. Hz. ' nus: «Evet doğru, ben suçluyum» diyerek k dini suya attı. Büyük bir balık Hz. Үипк yuttu. Fakat Peygamber, TanrTdan af dile olduğundan, balık kendisini hazmetmedi; bir yere getirip, ağzından, tekrar karaya çı dı. Ancak çok uzun bir süre hayvanın rr sinde kalmış olmaktan dolayı vücudu pel dönmüştü. Tanrı onu korudu, iyileştirdi; niden kuvvete kavuşturdu ve tekrar vazi nin başına gönderdi. Bu işler oluncaya kı Hz. Yunussun haber verdiği gün gelip ça< tır Bir gün Ninova şehrini kara bir dı kapladı.hemşire forması Fırtına ile birlikte ortalık sim kesildi. Halk, dehşete düşüp Hz. Yunus'* maya, aramaya başladı. Hz. Yunus'un yı ması ve halkın tövbe etmesiyle Tanrı, t affetti; üstlerine yolhyacağı felâketi kal Artık Hz. Yunus da Ninova'ya ulaşmış Ы yordu. Halka bütün tanrısal buyrukları b rer anlattı, onlar da bunlara uydular.


^snevidir. Şairîn gerçek sanat gücünö ' ^npvide görmek mümkün değildir. He< cansız, dil ve anlatım bakımından oldul* başarısızdır.
365 parça manzumesini İhtiva eden «Yur Emre Divanı» ise, şairin asıl kişiliğini taşı^ eseridir. «Yunus Emre Divam»nda, kesin c rak ona ait olduğu kestirilemiyen bazı şiir de bulunmaktadır. Yunus Emre'nin şiiri» noksanlı ve hatalı olarak, Arap harfleri birkaç defa basılmıştır. Yeni harflerle, çe< incelemeciler tarafından derlenip bastınir muhtelif «Yunus Emre Divan»ları vardır. B lar arasında en önemlileri. Burhan Toprak AbdülbakI Gölpmarlı tarafından bastırıl olanlarıdır.
Yynus'un bir kısım şiirlerini, 20. yü Türk bestecilerinden Ahmet Adnan Say «Yunus Emre Oratoryosu» adı altında be lerntştir.
Bibliyograf ya. — Bu konuda Tüt eserlerin başitcalart:
Dîvan-ı Aşık Yunus Emre (1885, Ц |î9i)9î; Yunus Emre Divanı (haz. Bur
<]ocjud<A F r/urut-n'un Olur, gOn*y^ ^ zururn'ufi lor f um ve Ispir, batıda da Carıdıhemşin ilçeleriyle çevrilidir. Markta cağ- ile b.rlikîe 4 bucağı ve 52 köyü vard,! Yüzölçümü: 2,256 km’
Nüfus 39.630 (1960 sayımı)
İlçe topraklan genel olarak dağlıktır, ğu Karadeniz Dağlan'mn, güneydoğu kolUn içinde kalan Yusufeli bölgesi, sarp, çok yal. çın, yer yer ormanlarla kaplı sırt ve yamıç. larla doludur. İlçe topraklarının ortasından geçerek, Karadeniz'e dökülen Çoruh nehridir ve dik yamaçlı bir vadiden akar. Çevrenin başlıca dağları, Kaçkar (3.937 m.), Altıparmak (3.530 m.) dağlarıdır.
İlçe toprakları, bu dalgalı durumu ile tarla tarımından çok, bahçe kültürlerine, meyva- cılığa ve bağcılığa elverişjidir. Çoruh vadisin- de Doğu illerine yetecek kadar pirinç, zeytin tişir. Başlıca ürünleri üzüm, elma, az tahıl çeşitli sebzelerdir.
İlçe topraklarından Erzurum • Artvin dev-j yolu geçer. Ulaştırma bu yol ve buna bajl^ • Kars devlet yol^ ile yapılır.
.Yusufeli ilçesinde, halk, geçimini meyvacıj tarım İşleri, orman ürünleriyle
birlikte, sıkı bir göz hapsi altında, özel kö künde bir mahpus hayatı yaşamaya mecb« bırakıldı. İçkiye düşkünlüğü, sıkıcı ve korku vah asabını sarstı,
İkinci Abduihamıt'in tahttan indirilmesi Reşdî ın padişahlığa geçmesi sonucu la, Yusuf İzzettin Efendi de veliaht ilân edik abırsfz ve haris bir İnsandı. Bir an önce f İşah olmayı arzuluyor, veliahtlığı süresin e bazı devlet işlerine karışmak istiyorc albuki İttihat ve Terakki Partisi,hemşire forması onun I teğini hoş karşılamıyor ve kendisine her he bir fırsat ve imkân vermiyordu. Veliaht o k yaptığı tek belirli olay; 1910 yılında 1 tere kıralı VII. Edvard'ın Londra'da ya|
1 cenaze törenine, Osmanlı hükümeti adı tılan heyete başkanlık etmesidir. Bu se'j tten dönerken Paris'te Fransız ordusun )tığı askerî manevraları takip etmiş, yol 1: ка Viyana, Budapeşte, Belgrat ve Sof ierine uğramıştır.
uf İzzettin Efendi'nin Enver Paşa ile aı ikçe açılmtş; ortada hiçbir sebep oln veliahtlıktan uzaklaştırılacağı, 1 mâruz bırakılacağı vehmine de kaf 
L Adaleti temsil eden «Gündoğdu» adinde likümdar, devlet fikrini sembolleştiren ddu» adında bir vezir, vezirin aklı canla m «Oğdülmüş» adındaki oğlu ve gene ' n kanaat fikrini temsil eden «Udgurnr |mdaki kardeşi Kutadgu Bilik'in kahran hdır.
Kutadgu Bilik, XI. yüzyılda Kâşgar'dj_^
K ror.'gu BiHk yazan olarak Türk me yeî %>пИ(П1п en büyük simalarından biı Büyük Türk Hakanlığı tacına sahip Kara banedanınm «uluğ-hâcib»i yani saray r olan Yusuf, eserini 1070'te tamamlamış, man veliaht olan ve 1073'te imparato yükselen Haşan Hakan'a ithaf etmiştir.
7.000    beyte yaklaşır. Arûz'un «faûlun fc faOlun faûU vezniyle yazılmıştır. Yusuf Hâcib'in 1015 yıllarında Balasagun'da ,günkü Doğu Türkistan'da) doğduğu, as Türk ailesine mensup bulunduğu anlaşıl [Kutadgu Bilik, şairin felsefi ve içtimai fik İpini açıkhyan bir tefekkür eseridir. Kitap ^hısğitim'nde XIX, yüzyıl $onlann< «Melûmet-ı Ahlâkiye ve Vataniyye» şeklim ders niteliğine getirilen yurttaşlık bilgisi, Meşrutivef'ten sonra «Malûmat-ı Vataniyyc ya da «Malûmat-ı Medeniyye» adlariyle ok lann müfredat programlan arasına almmışt Cumhuriyet'ten sonra bir süre «Medeni E giler» veya «yurt Bilgisi» dersleri adını al bu konu, son olarak «yurttaşlık bilgisi» is altında uygulanmakta; ilk ve orta okullar 
^et tarihinin en büyük simalarından biri< . , ük Türk Hakanlığı tacına sahip Karahc 0 П mm «uluğ*hâcib»i yani saray na n Yusuf, eserini 1070'te tamamlamış, o n veliaht olan ve 1073'te imparatorl ksefen Haşan Hakan'a ithaf etmiştir. E 00 beyte yaklaşır, Arûz'un «faûlun faû 1un faûi» vezniyle yazılmıştır. «4-7 Iva^ arasındaki çocukları ilkokula hazırlamak- Itır. Bu hazırlığın çerçevesi; çocuğa kendine lyeterliğini sezdirmek, arkadaş topluluğum lalıştırmak, oyun ve müzikle hem oyalanması İni sağlamak, hem gelişmesine yol açmak; on bazı basit hesap kavramları ile, alfabe kas ramım tanıtmaktır.
Ana okulları, 1910 yılından sonra Türkiy de de oldukça rağbet görmüş, hattâ bİr aı Millî Eğitim çalışmaları içine alınmıştır. A cak 1930'dan bu yana, bu kurumların geft tiği kadar faydalı olmadığı sonucuna varıl rak, birçok Batı ülkelerinde olduğu gibi, b de de kaldırılmış; çalışmalarının bir kısmı il okulun birinci devresine aktarılmıştır. Bir i re tamamen terkedilen ana okulları, son ) larda özel teşebbüsler tarafıdan yeniden ' .ılınmış durumdadır ve bugün yurdumu» mtt\ teşebbüsün elinde 25-30 kadar ana ё iu bulunmaktadır.
r», biri uitp Л
F Yuva ya gelince; aslında ana okulu çaj öan daha küçük yaştaki çocukların, sıhhi ve medenî ölçülerle bakılıp
rç tarviritncr^ terkedılen ana okulları, son yıl-hemşire forması i.ırda 07Cİ t^vrd>hu'der tarafından yeniden ele .vinmış t-Hİ uiır ve bugün yurdumuzda. o:el teşebbüsün elinde 25-30 kadar ana oku-
İU bulunmak t^')dır.
Yuva'ys gelince; aslında ana okulu çağın ri^n daha kuçuk yaştaki çocukların, bir ara da, sıhhi ve medeni ölçülerle bakılıp büyü- tülmelerini hedef tutan bu kurumlar; Türki ye'de halen ana okulu bünyesine karıştırılmış bir şekilde mütalâa edilmektedir. Özel teşebbüsün elindeki ana okullariyle yuvalar, çok zaman, birbiri içinde bulunmaktadır. Halbuki yuvalar, esasında, Batılılar'ın «kreş» (ereeh) dedikleri «çocuk bakım evlerî»nden başka bir nitelikte olmamalıdır. «Yuva (kreş)»lar; türlü sebeplerle, aileleri tarafından bakılıp bü yütülemiyen çocuklarla, çalışma zorunda bulunan annelerin günün belli bir süresinde bıraktıkları çocukları —toplu halde— gözeten, koruyan, bakıp büyüten kurumlardır. Bu kurumlarda küçük çocuklar, yetkili sağlık gö-î revlıleriylf, öze! öğrenim ve eğitim görmüşl öğretmenlerin gözcülüğü altında, belli ve $ıJ rlı programlar içinde, gözetilip yetiştirll-j mektedirier.hemşire forması